kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mart 2014 Cuma

8 Mart Meselesi ve Feminist Okumalar Listesi



Merhabalar;

Feminist kimliğimi ve akademik seviyedeki feminizm çalışmalarımın olduğunu bilmeyen yok artık sanıyorum ki. 8 Mart'ta yazı yazmak, belki de bu yüzden, benim için hem en kolay hem de en zor şey. En kolay, çünkü ben neredeyse her gün bu konuda 3-4 makale okuyup, haftada da 2 makale yazıyorum. En zoru aynı zamanda çünkü çoğu zaman kadın sorunundaki çözümsüzlük o kadar büyük oluyor ki buraya hangi kelimelerle, ne uzunlukta yazarsam yazayım olayın vehametini açıklamaya yetmiyor. Çok da bilimsel olmadan, sıcak bir arkadaş ortamında dert yanar gibi konuşmak istiyorum şimdi, ama yine de biraz seviyeyi yüksek tutmak için arada bir kaç teori serpiştirmesi olabilir, farkımız da olsun diyelim.
Ayrıca, geçen sene kısaca yazdığım 8 Mart yazısını okumak isterseniz de buraya tıklayabilirsiniz.



Başlarken, 8 Mart'ın kadınları güzellemek, pışpışlamaktan ziyade bir onur meselesi olduğunu tekrar belirtmeme gerek yok zaten. Ama averaj bir insan için 8 Mart "İşte kadınlar çiçek falan..."dan öteye geçmiyor. Bu sebeple sistematik ve eğitici olmak tam da bu noktada önemini ortaya koyuyor.



Bilinçten uzak insanlara göre kadın cinayetleri tamamen duygusal ve bireysel. Bu anlayışı değiştirmeden bir adım öteye geçmenin imkanı yok, o yüzden buradan giriyorum konuya. KADIN CİNAYETLERİ ASLA MÜNFERİT DEĞİLDİR, SİSTEMATİKTİR. Cinayete kadar gelmeyen şiddet, baskılama, ezme, hayatı zindan etme, değersizleştirme, ahlak normlarını kalkan olarak kullanarak sömürme ve domine etme gibi davranışların tümü de kooskocaman patriarkik (erkek egemen) bir sistemin zeminindeki toprağın meyvesidir.



Her sosyal statüdeki kadının ezilmesi ve baskılanması da farklıdır. Daha kırsal bir yerdeki kadınların ilk baskılanma ve aşağılanma yolu namus/norm/etik/toplumsal kural çerçevesinde gelişirken, büyük kentlerdeki sözde modern kadınların da baskılanması iş (ekonomik, politik ve siyasal) ve duygusal ilişki yönünden oluyor olabilir. Olabilir diyorum çünkü dövülen, sövülen ve susan bir sürü "metropol kadını" biliyoruz. Ama genel çerçevede, sözde modern dünyaya daha çok entegre olmuş kadınların en büyük sorunu iş hayatının her dalının "eril" olması ve "glass ceiling" dediğimiz görünmez camların kadınların terfi etmesini, atıyorum bir CEO mertebesine çıkmasını engellemesidir. Neden en yüksek mevkiler hep erkeklerindir ya da neden sekreterler hep kadındır gibi soruların cevabını teorik olarak "pink collar jobs for women vs white collar jobs for men" (pembe yakalı kadın işlerine karşı beyaz yakalı erkek işleri) şeklinde verebiliriz. Bu çok yaygın bilinen bir konseptleştirilmiş sorundur.



O yüzden, hiç bir çerçevede bir kadının acısı, çektiği sıkıntılar, diğer bir kadınla kıyaslanıp yarıştıralamaz. Bunu söylememin nedeni şudur ki, kadın cinayetlerini gören sözde modern erkeklerin kafasındaki yargı "Ben iyi bir erkeğim, sevgilimi/partnerimi/eşimi dövmüyorum/öldürmüyorum, daha ne olsun?" altmetninde dolaşınca, o çok entegre Avrupai özenilesi kadınlar (çoğumuz bu çerçevede) aynı erkeklerin bilinçaltında yer eden hak görmesinden dolayı (hani dövmüyor ya, daha ne istiyorsun kafası) psikolojik baskıya, zulme ve dediğim gibi belki de fiziksel yaralanmaya ve ezilmeye kadar giden ilişkiler yaşıyor.



Biz, daha iyi hayat şartlarında yaşadığına inanan kadınlar, çoğu zaman nasıl bir baskı altında olduğumuzu farketmiyoruz bile. Çok averaj seviyede bir örnek vermek gerekirse, mini etek giymek isteyip giyebiliyor  olduğumuz için özgür hissedip (mini etek bir metafor pek tabii ki) oturup kalkarken 80 kere oramız buramız gözükmesin diye çekiştiriyoruz. Kendimizi kandırmanın hiç bir manası yok, BU ÖZGÜRLÜK DEĞİL.



Patriarkik sistem yapısına döneceğim bu noktada, çünkü bu kadar "iyi standart-açık görüş-güçlü kadın" üçgeninin içinde bile bu derece baskıyı bilinçaltından yüzeye çıkaracak kadar hissetmemizin tek sebebi sistemin bütünüdür. Yani şahsi olarak senin annen gelip sana "Yolda yürürken oranı buranı çekiştir, çok sallanma, ona buna bakma, kafan önünde yürü, hızlı adımlarla git bitir." dememiş hayatının hiç bir sürecinde, ama sen bu şekilde yürümeyi ve sürekli korkuyla yaşamayı öğrenmişsin, ÖĞRETİLMİŞSİN. Patriarki erkeği yüceltip kadını olduğu yerde hiç bir zaman bırakmıyor tahmin ettiğiniz üzere. Oran 100'ü geçemez, o yüzden erkeğin yeri 50+ olmaya başladığında kadınınki hep 50'den aşağı gitmek zorunda.



Erkek egemen toplumu besleyen bir sürü etken var tabi ki. Bunlardan en önemlisi toplumsal cinsiyet algısı. Kadın şöyle davranır/giyinir/konuşur, erkek de böyle şeklindeki kalıplar toplumsal cinsiyetin kapkalın sınırlarını çizer. Bunları çizen şey tabi ki toplumun kabul ettiği yazısız kurallar ve ananeler, örfler, geleneklerdir. Toplumsal cinsiyetin çizgileri var olunca, kadın olarak size yüklenen misyon da otomatik olarak görev listenize ekleniyor. Siz aşçı falan değilsiniz ama evlenince yemek yapmama lüksünüz olmayabiliyor. Siz temizlikçi hiç değilsiniz, ama evlenince temizliği yapması beklenen ilk insan sizsizin. Çocuğu taşımanın yanı sıra büyütmek bile sizin göreviniz, erkeklerin çocuğun büyüyüp gelişmesindeki rolü toplumsal cinsiyet sınırları tarafından ustaca çizilmiş ve akşam işten gelince üç beş sevip gece bir kere altını değiştirmekten öteye götürülmemiştir. Bunu kişisel hayatınızda her ne kadar partnerinizle anlaşarak esnekleştirseniz de, kabul gören ve beklenen budur. Çocuğa annesi kadar bakan bir erkek alkışlanır, ödüllendirilir ama erkek kadar bakan bir anne ayıplanır, sorumsuzlukla suçlanır. Bunun sonu yoktur, hepsi bir zincirin diğer halkasına bağlıdır. Doğumdan sonra bir süre çalışmayan taraf da hep kadındır, fiziksel iyileşmenin süresinden ve emzirme zorunluluğundan  bahsetmiyorum, büyütme evresinden söz ediyorum. Evlilik örneği çok göz önünde ve bilinen bir örnek olduğu için buradan girdim, yoksa evli olmayan çiftlerin de ev hayatındaki farklı eşitsizlik sorunlarından bahsedebiliriz kolayca.



Demek istediğim, tüm bunların sonucunda, şu ki; kadın sorunu hiç bir zaman sıfırdan var olmuş ve süregelmiş bir fenomen değildir. Çok köklü bir yapının ciddi bir eseridir. O yüzden, bunu kırmak hiç bir zaman kısa vadede mümkün olmayacaktır. Bunu sadece Türkiye için söylemiyorum tabi ki, kadın sorunu globaldir, sadece rengi değişebilir bölgesel olarak.



Bir erkek neden feminist ya da kadın hakları savunucu olur şeklinde çok sıkça sorulan bir soru var ki genelde alaycı bir tavırla dile getirilir, onu da 8 Mart vesilesiyle açıklamış bulunayım.  Bir erkek feminist olur çünkü erkek egemen toplumun yıkılması erkekleri de tüm zorunluluklarından ve aptal inanışlardan, zincirlerden kurtaracaktır. Erkeğin ağlaması garip sayılmayacak, en büyük hakaret "gay" olmayacaktır. Erkek eve ekmek getiren olma zorunluluğundan çıkacak, kadının da bu işi paylaşması gerektiği inancının toplumda yeşerdiğini görecektir. Erkek, sevdiği insanla hiç bir kısıtlama olmadan dilediği hayatı yaşayabilecek ve herhangi bir onay beklemeyecektir. Erkekler her ne kadar patriarkinin kazananları ve kaymağını yiyenleri olarak görülse de, bu asla bir kazanan bir kaybedenli bir oyun değildir. İşbirliği, her iki cinsiyet için de önemlidir ki zaten cinsiyetlerin bu kadar kutuplaştırılması da sadece ve sadece bu patriarkik sistemin kendisini besleme yöntemidir.



Ben bunu yazarken, "Kadına şiddete hayır" tadında bir protestonun çok indirgemeci ve basitleştirici olduğunu düşündüğüm için daha detaylı ve bütünlükçü bir yol izledim. Kadına şiddetin sebebini ortadan kaldırmadan ve hatta sebebini derinlemesine/sosyolojik yapısalcılıkla bilmeden "Hayır!!!" demek sadece 8 Mart magazinselliği oluyor, üzgünüm.



Tüm kadın arkadaşlarımın (hala bayan diyen varsa bir yüzünü yıkasın gelsin) bu sistemi yerle bir edebilme gücünü kendilerinde bulmalarını diliyorum. Yapacağınız en ufak şey bile, bir yazı okuyup kendinizi bilinçlendirmek de buna dahil, bizi birbirimize daha çok yaklaştıracak ve birleşince önümüzde durabilecek hiç bir şey kalmayacak. Kadın hareketinin gücünü azaltan, bilinçsiz kadınların bizzat kendileridir, erkekler hep oldukları konumdadır. O yüzden, ben tüm kadın arkadaşlarımı, tekrar, birleşmeye çağırıyorum. Sadece cinsiyetiniz yüzünden bu kadar aşağılanıyor olamazsınız, olmamalısınız, hissetmeseniz de içten içe eriyorsunuz. Bunu ne kendinize, ne de tüm kadınlara, ne de erkeklere, özetle hiç birimize yapmayın. Patriarki pedofiliden enseste, çocuk gelinlerden tecavüze tüm illegal iğrençlikleri meşru çıkaran bir canavardır, karşısında korkmadan duracağız ve asla yılmayacağız. Elinizi taşın altına koyun, yoksa altında karınca gibi eziliriz.

Hepimizin, kadın olmanın gücünü ve muhteşemliğini her saniye içinde hissedenlerin ve bununla birlikte ezilen, sömürülen, acı çeken, tecavüze/tacize uğrayan tüm kadınların 8 Mart'ı kutlu olsun. Karamsar olmak en son istediğimiz şey, yapamayacağımız hiç bir şey yok, sadece biraz direnç!

Eğer, daha ciddi boyutta kadın sorunuyla ilgileniyorsanız, sizin için önereceğim bir kaç okuma olacak. Çok kısa tutuyorum, sadece bir kaç örnek olsun diye. Bulabilirseniz göz atmanızı ŞİDDETLE (ironik oldu) tavsiye ediyorum. Bu makaleler/kitaplar akademik olduğu için paralı olabilirler, bulamazsanız bana mail atın hemen size gönderirim, hiç sorun değil.

İngilizce:

Cynthia Enloe: Bananas, Beaches and Bases

Tickner: You Just Don't Understand: Troubled Engagement Between Feminists and IR Theorists

Moghadam: Modernizing Women: Gender and Social Change in the Middle East

Cooper: The Virgin and the Bride: Idealized Womanhood in Late Antiquity

Cameron: The Feminist Critique of Language

Ayşe Parla: The ‘honor’ of the state: Virginity examinations in Turkey

Nükhet Sirman: Feminism in Turkey: A Short History

Türkçe:

Şirin Tekeli: Birinci ve İkinci Dalga Feminist Hareketlerin Karşılaştırılmalı İncelemesi Üzerine bir Deneme.

Ayşe Gül Altınay &Yeşim Arat: Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet 

Nil Mutluer: Cinsiyet Halleri: Türkiye’de Toplumsal Cinsiyetin Kesişim Sınırları

Butler: Cinsiyet Belası

Donovan: Feminist Teori

xx

15 Mayıs 2013 Çarşamba

Gerçekten İşe Yarayan Bir Göz Maskesi: Sephora Instant Depuffing Eye Mask

Merhabalar;
Bir önceki postumda Sephora alışverişinden aldıklarımın içinde bu da vardı ve ben daha aldığım gün dayanamayıp denedim. Bu tarz maskelerin çok büyük ve dedikleri gibi "insant"(hemen, çabucak) etki yapacağına inanmayanlardanım ama bu göz maskesi gerçekten işe yarıyor.



Yapısı beklediğimden oldukça farklı çıktı açıkçası paketi ilk açtığımda. Fazlaca kalın ve katı jel yapıda bir maske. Katı jeli hayal etmek pek kolay değil biliyorum ama daha önce hiç kullanmadığım bir göz maskesi yapısı. Gördüğünüz gibi tüm o kalınlığın içi jel dolu ama kendisi tam olarak akışkan bir jel değil.


Arkasındaki kağıdı çıkardığınızda asıl jel kısımla karşılaşıyorsunuz, yapışkan ama sıvı değil. Gözlerimin üstüne koyduğum an vakumlu bir şekilde yapıştı. Gerçekten o vakum hissini çok net hissediyorsunuz. Oldukça ağır,  ve yatarak 15 dakika boyunca dünyayla iletişiminizi kesmiş halde öylece bekliyorsunuz.

Benim gözlerimin altı şişmeye oldukça müsait ve bunu uyguladığımda da sabahtı, yani en şiş zamanıydı. 15 dakika sonra çıkarıp aynaya baktığımda gerçekten inanamadım, basbaya şişlik tamamen yok olmuştu. Ben gerçekten bir anda çözüm getiren maskelere inanmıyordum ama bu bariz bir şekilde başarılı oldu.

Tabi çok açık bir şekilde en kötü yanı fiyatı. İçinden sadece bir tane çıkıyor(tek kullanımlık) ve 12 lira. Bunu haftada 3 kere yapmaya kalksanız çok saçma bir fiyat ödemiş oluyorsunuz. Benim tespitim, bu ürünün sadece özel zamanlarda kullanım için tasarlandığı. Mesela akşam bir yere gideceksiniz ve gözleriniz çok mor ve şiş. Ya da sabah bir toplantınız var ve aynı haldesiniz. O zamanlar için alıp evde tutmalık. Yoksa rutin bir şekilde kullanmak için değil maalesef.

Özet olarak çok başarılı ve kendisinden beklemediğim bir performanstı.

xx

1 Aralık 2012 Cumartesi

Alışveriş! MAC, H&M, Bioderma, Biotin


Merhabalar

Dün, kuzenimin evime teşrifi vesilesiyle, "Hiç alışveriş havam da yok ama..." mottosuyla dışarı çıkıp alışveriş blast'le geri döndük. Şaşkın değiliz. Pişman hiç değiliz.
Bir kimya yüksek mühendisi ve bir (to-be) uluslararası ilişkiler uzmanının beraberken yapacağıı tüm derin fikir teatisinden sonra (saatler süren Darwinist şakalaşmalar ve major international debates karışımı ciddi vakalar/haha böyle diyince de...neyse, marjinallik diz boyu, this's my life ladzzzz.) kendimizi oldukça bazal kadın beyni moduna alıp bir sürü şey aldık.





MAC'ten başlayalım; bildiğiniz üzere 15'li Mac paletimi doldurdum. Yeni bir palete ihtiyacım vardı ama 15'li almak istemedim çünkü seyahatlerimde yanımda taşıyabileceğim küçük boyuna ciddi bir şekilde ihtiyaç duyuyordum. 4'lü boş Mac paleti aldım bu yüzden, fiyatı 22 lira.



En çok kullandığım 4 farı hemen içine koydum, 15'li paletimde de yer açılmış oldu böylece. Sol üstten itibaren; Carbon, Omega, Satin Taupe, Antiqued.







Gelelim aldığım palet formu fara. Belli belirsiz sakin farları ve rujları sevmediğimi herkes biliyor. Lakin, bu renk duochrome olduğu için, sakin olması görünülebilirliğini azaltmıyor. Uzun süredir aklımdaydı, almış bulundum: Pembe-beyaz duochrome'lu Mac Vex (32 TL, refill form için).








Ayrıca, kendime, Snob'un renginin biraz daha pembesi olarak gördüğüm bir dudak kalemi aldım. Mavi alt tonlu, bu yönüyle gerçekten Snob'a benziyor ki Snob benim all time favorite rujumdur, ama onun kadar abartılı değil. Daha sakin, her göz makyajına gidebilecek bir kalem; Hip 'N' Happy (37 TL)



MAC'ten çıkıp H&M'e gittik. Normalde kıyafet çanta aksesuar alışverişi postları yapmıyorum, burası makyaj bloğu, moda değil, ama tüm günün alışverişini paylaşmış olmak için gösteriyorum. 2 pantolon 1 çanta aldım işin özeti, biri her zamanki siyah super skinny jean'lerim kıvamında, diğeri de hiç sahip olmadığım ve üstüme denediğimde çok yakıştırdığım kırık beyaz skinny jean. (Siyah: 70 TL, beyaz: 60 TL)



Çantaya da ciddi açıdan ihtiyaç duyuyordum çünkü hala yazlık çantamı kullanıyor haldeydim, mevsim kara kışa döndü, değiştirmek lazım. Hep çantalarım siyah, gri, bordo, koyu-taupe renkler ve bu sefer biraz daha iç açıcı olsun istedim. Saks mavisi, deri, altın renkli fermuarlı bu çantayı gördüğüm am resmen vuruldum, hem boyu tam istediğim gibi, hem de rengi muhteşem. (60.90 TL)



Kuzen de siyah, cep kısmında fermuarlı detaylı siyah slim fit'le kahverengi kırçıllı salaş bir kazak aldı, ikisini feci yakıştırdığım için onları da göstermiş olayım; (pantolon: 100 TL, kazak: 35 TL)



H&M'den sonra eczaneye uğradık çünkü hem makyaj temizleyicilerim bitmişti hem de şampuanımı almam gerekiyordu. Makyaj temizleyici olarak 2 yıldır hiç değiştirmeden, ölümcül memnun kalarak Bioderma'yı kullanıyorum bilindiği üzere. Evet pahalı, ama hakkını sonuna kadar veriyor. (75 TL)




Şampuan olarak da, dermatoloğumun tavsiyesi Biotin'i kullanıyorum. Gayet memnunum (Fiyatından emin değilim, fişi bulamıyorum)






Son olarak Penti'ye gittik. Girişte dünyanın en tatlı sıcak su torbasını görünce dayanamamış olmaktan utanmıyorum. Kendisi bir geyik ve içindeki sıcak su torbasını doldurunca göbeği şişiyor. Sıcak su torbasını fellik fellik arayıp bulamadığım zamanlardan sonra, gerçekten bunu alabildiğim için mutluyum.

Evet, bu kadar. İyi cumartesiler diliyorum hepinize. xx




5 Ağustos 2012 Pazar

"Back to School" Makyajı

Merhaba Ağustos, ve kısmen, merhaba Eylül;
Daha Ağustos, biliyorum, ama Eylül demek kısmen okul demek, bu da Eylül'e kadar okula dönmeye hazır olmanın gerekliliği demek. Ayrıca tüm Back to School furyası başlamadan yazmak farzdır. Geçen sene Şubat zamanları çok istenmesine rağmen okula dönüşle ilgili bir şeyler yazamadım zira baya yoğun bir vaktimdi, ancak bu yıl yarılanmasını beklemeden okula dönüşle ilgili "essential kit" tadında bir menü hazırlayabilirim. Düşük kalorili, bol proteinli, az makarnalı falan.
Okula dönerken, eğer görünüşünüzde çok radikal bir değişim yoksa, makyajınızda da çok radikal değişimlere gitmemekte fayda var zira 3-4 ay sonra insanlar alakasız biriyle karşılaşmak istemezler sizin yerinize. Ama komple bir tarz değişiminiz varsa, makyajınızı kesinlikle değiştirmelisiniz.
Klasik olarak, okula döndüğüm ilk gün, imza makyajımı yaparım. Değişmez. Bu da kısaca şunlar demek oluyor;
-Tüm göz için taban rengi: Art Deco 554

-Kuyruklu eyeliner+Rimel: Lancome Artliner+Lancome Hypnose Drama

-Crease gölgelendirmesi: Mac Cork

-Kontur tekniğiyle allık: Mac Breath of Plum

-Kırmızı ruj: Sephora It Girl(highlight)+Deborah Atomic Red(genel renk)


-Klasik fondöten rutini: Nars Sheer Glow in Mont Blanc+Mac Studio Fix Powder in C3


Bu mevzu tarz meselesi olduğu için, aklımda öneri olarak 3 alternatif var, biri çok koyu, biri renkli, biri de oldukça sade.

1) Koyu

Klasik çizgilerden gidip deneysel takılmayacağımız için, koyu makyajda nerdeyse klasik smokey eye yapmak en makulüdür. Renkli smokey, ilk günler için pek de önermediğim bir durumdur, o yüzden siyahtan ve griden şaşmıyorum.

-Primer: Mac Painterly Paint Pot ya da Nars Primer, bulabilirseniz Urban Decay Eye Primer

-Far: İç kısımda Mac Electra, dış V kısmında Mac Carbon. Carbon tamamen temiz bir blending fırçasıyla (Mac 224) dağıtılmalı, yoksa siyahın degradasyonunu sağlayamazsınız. Kaş altı highlight'ı olarak Mac Naked Lunch, mat değildir ancak smokey yaptığımız için bunu seçebiliriz.



-Eyeliner: Smokey olduğu için eyeliner kullanmak pek mantıklı değil, kirpik dibine Carbon'ı bastırıp çekiyoruz, çizgi yaratmamak önemli, yoksa fazla keskin olur. Göz altına da aynı işlem aynı şekilde uygulanıp dağıtılmalı. Tabi ki hepsinden sonra rimel, tercihimi biliyorsunuz.

-Ruj: Bu kadar yoğun bir göz makyajının altına mutlaka nude-ish renkler kullanmamız gerektiği için, son aldığım ve artık Türkiye'de de bulunabilen NYX Nude Pink Gloss'u tercih ederim, gloss insanı değilim tabi ki ama renk referansı olarak iyi bir tercih olduğunu düşünüyorum.

-Allık: Burada da hafif gitmekte fayda var, NYX başlamışken ordan gidelim, Angel.

-Fondöten: Klasik rutininiz neyse odur elbette.

Bu makyajı, tarzı ağır olan ve gece-gündüz ayrımına takılmayan kişilere öneriyorum, hem de şiddetle.

*Sade

Günlük hayatında hafif makyaj yapanlar için ilk günkü klasik tarz önerim az çok şu şekilde olacaktır:

-Primer ve fondöten fix.

-Far: Dior 775 2'li paletini ideal buluyorum açıkçası. Çünkü sade makyajda toprak tonlarından gideriz ve bir açık bir koyuyla bitiririz, ara tonlar nadirdir. Açık rengi tüm göz kapağına uyguladıktan sonra dış V'yi oldukça belirleyen bir koyu renk uygulaması yapıyoruz. Sonra her zamanki gibi dağıtıyoruz. Basit ama etkili, hem de sade tarzınızın çerçevesi.

-Eyeliner: Kirpik diplerine koyu renkle gölge yapabilirsiniz çok hafif gelirse, ama gerek görmezseniz tamamen bu aşamayı atlayabilirsiniz. Göz altına koyu renk farı öneriyorum ancak çok hafif ve dağıtmadan. Yani smokey boyutuna getirmeyin.

-Ruj: Rujda yine sadelikten yanayım tüm konsept gereğince, kalite bir şeftali tonu öneriyorum. Mesela, YSL Rouge VolupteSilky Sensual Radiant.

-Allık: Burda biraz rengi bol tutabiliriz, yine şeftalilerden bir ton öneriyorum, krem bir allık olan YSL Velvet Peachy, ki muhteşemdir.

Eğer her zamanki tarzınız buysa, ve sadece ufak değişiklikler istiyorsanız, dış V'deki koyu rengin tonuyla oynayın. Siyaha kaçmadan kahverenginde alt ton farkından yararlanıp skalada gezin. Sonuçta kırmızı alt tonlu bir kahveyle mavi alt tonlu bir kahvenin verdiği etki çok farklı olur. Modunuza göre.

*Renkli

Bazı insanların imza makyajı renklidir ve çoğu kişiye garip gelir. İmza makyajı değişmez çünkü, stabildir. Renkli makyajda renkler her zaman değişir. Bu genel kanıdır ve yanlıştır, makyaj stili aynı kalmak suretiyle sadece renk değişirse bu imza makyajın kalitesini ve stabilizasyonunu engellemez. Bu sebeple, tonlarca renk kombini içinden bana en yakın geleniyle klasik makyaj çizgisini birleştirelim.

Mavi tutkunları, üzgünüm ama gerçekten mavi kullanmaya içim el vermiyor. O yüzden, mor-haki yeşili çizgisinden gidelim derim.

-Far: Göz kapağında koyu yeşil, crease bölgesinde hafif bir mor düşünüyorum. Koyu yeşille morun inanılmaz uyumu, toprak ton makyaja tapanı bile yolundan döndürür. O zaman, Mac Humid tüm göz kapağına, Mac Vibrant Grape de dış V'ye. Vibrant Grape, çok intense bir mor gibi gözükse de oldukça naif ve pembemsidir, korkulacak bir durum yok.


-Eyeliner: Çok ince bir eyeliner, mümkün mertebe kuyruksuz. Rengi kapatmak istemeyiz. Eyeliner tercihim de biliniyor zaten. Göz altına Mac Humid'le hafif bir çizgi çekmeyi de unutmazsak daha derinleştirebiliriz durumu.

-Allık: Elimizi hafif tutmamız gereken bir yerdeyiz. Çok sakin bir allık tercih etmek en mantıklısı olacaktır zira gözlerimiz baya yoğun bu durumda. Önerim, Mac Melba.

-Ruj: Yine sakin gitmekte fayda var, Mac Angel bize uyar bence.

Bunu da, mümkün mertebe tek renk kıyafetlerle kombinlenmesi halinde öneriyorum. Tarzınızı karışıklıkla gölgelemeyin.

İyi bir akademik yıl olsun, herkes için.