9 Eylül 2014 Salı

FUJIFILM INSTAX MINI 8 (PINK) İNCELEMESİ


Günaydın!
Yaklaşık 3 hafta kadar önce, erkek arkadaşım bana bir süredir istediğim Fujifilm İnstax Mini 8 polaroid kamerayı aldı ve ben de Instagram hesabımda sizlerle paylaştım. Hiç tahmin etmediğim kadar çok inceleme yazısı isteği geldi ki aslında yapmayı düşünmüyordum ilginizi çekmeyebilir diye, ama herkes talep edince seve seve kabul ettim.


Peki madem 3 hafta önce aldı, neden ancak yazısını yazıyorsun derseniz, tüm suçun üstteki film olduğunu söyleyebilirim. Alıp kullanamamak nasıl bir sabırsızlık yaratıyor bunu da anlamış oldum vesileyle. Bu makinalar polaroid oldukları için filmle çalışıyorlar ve filmler pek bulunmuyor. İstanbul'daki yetkili Fujifilm satıcısı da çok ender geldiğini ve ne zaman geleceğinin tahmin edilemediğini söyledi. Ayrıca, filmler ziyadesiyle pahalı olduğu için yurt dışı siparişi alternatiflerine yöneldik.



Türkiye'de satılan filmlerin iki tanesi (20 poz) 80 küsür lira(tam olarak 82 idi). Ebay'deki Hong Kong Fujifilm satıcısndan ise bu 5'li paketi (50 poz) 74 liraya aldık ve kargo bedavaydı. Bunu kaçıramazdık, ama beklemeyi göze almamız gerekiyordu. İşte bu yüzden, dün akşam ilk kez filmi takıp deneyebildik.



Herşeyden önce şu rengin muhteşemliğine bakar mısınız? Pembe hastası biri olarak bu renk olmayacaksa hiç olmasın diyecek kadar ileri derecede rengine vurularak istedim bu makinayı. Beyazı, siyahı, mavisi ve sarısı da var. Hepsi bunun gibi pastel tonlarda (siyah hariç tabi ki). Resmen oyuncak gibi!






Makinanın arka kısmındaki büyük kapak, filmi koyduğumuz yere açılıyor. Filmi oraya yerleştirdikten sonra ilk poz koruyucu filmin dışarı çıkması için boş çekiliyor, zaten simsiyah bir parça çıkıyor. Daha sonra 10 tanelik filminizden çekmeye başlıyorsunuz.
Polaroid olduğu için, en zevkli kısım burası tabi ki, film yukardan dııızzzt diye çıkıveriyor ve siz filmi sallamadan(evet eskiden yapıldığı gibi filmi sallamak yok) bırakıp yavaş yavaş totoğrafınızın gelişmesini izliyorsunuz. Belirginleşmesi 30 saniye civarında oluyor, tam oturması ve renklerin koyulaşması da 3-4 dk içinde bitiyor.





Oyuncak gibi diye boşuna demiyorum, çünkü objektifin dibindeki tuşa bastığınızda öne çıkıyor ve çekime hazır hale geliyor. Zoom vs gibi manuel işlemleri yok, size hangi modda çekmeniz gerektiğini minik amblemlerle gösteriyor ve siz ona doğru halkayı çevirip çekiyorsunuz. Çekme tuşu da üstteki son fotoğraftaki kocaman buton:)  Bu kadar basit. Tabi ki ona uymak zorunda değilsiniz, modu değiştirebilirsiniz.


Üstte, yeni çektiğim fotoğrafın gelişmesini beklerkenki halini görüyorsunuz. Biz çift olarak fotoğrafçı olduğumuz için (nişanlım tam teşekküllü profesyonel, ben yarı profesyonel) fotoğrafın ve makinanın her türüne oldukça ilgiliyiz ve hangi makinadan ne tarz bir performans bekleneceğini tahmin ediyoruz alırken.
Bu makina için de tahminimiz new-age instant polaroid klasmanında eli yüzü düzgün ama hala polaroid etkisi veren renk ve kalitede fotoğraflardı. Beklentimizin kesinlikle daha üstünde, daha canlı renkleri olan, solukluğu milattan öncesinden kalma polaroidler gibi olmayan bir performans gösterdi ki gerçekten hayran kaldığımı belirtmeden geçemeyeceğim.
Normalde ben hep dijital DSLR türevleri kullandığım için ilk kez bastığım anda yukarıdan filmi çıkan bir makinaya sahip oldum ve her seferinde şaşırıp mutlu oluyorum desem yalan olmaz.
Filmleri harcamaya kıyamadığım için daha sadece 1-2 tane çekebildim, güzel karelere saklıyorum filmlerimi.
Benim fotoğrafçı yönüm sebebiyle böyle bir inceleme yapmam istendiği için bu açıdan olayı yorumlamaya çalıştım özellikle. Fotoğrafla ilgilisi normal düzeyde olan her insan bu makinayı rahatlıkla ve zevkle kullanabilir, sadece şu biraz alışma gerektirebilir ki o da baktığınız yerle objektifin gösterdiği yerin biraz daha farklı olması. Yani normal makinalardaki gibi baktığımız yer objektifin hemen arkasında değil sağında, o yüzden biraz gaip hissedebilirsiniz ama yapılamayacak hiç bir şeyi yok.
Ben çoooook çok çok sevdim, umarım isteyen ve almayı düşünüp kararsız kalanlara yardımcı olabilmişimdir. Sizin de polaroidiniz varsa çektiklerinizi benimle paylaşırsanız çok sevinirim!
xx

6 Eylül 2014 Cumartesi

MAC Brow Set Kaş Maskarası İncelemesi//Review: MAC Brow Set Brow Mascara


Herkese iyi haftasonları diliyorum!
1 haftadır yeni yazı yazmıyorum, öncelikle bunun için kusuruma bakmamanızı rica ederek başlayacağım. Daha yeni yazısını yazdığım Cavialarımın biri, Fındık, maalesef hayatını kaybetti. Sapasağlamken sabah kafesinde ölü buldum. Benim için gerçekten çok üzücü ve yıkıcı oldu. Şimdi Bisküvi'yle ilgilenip onu yalnız hissettirmemeye çalışıyorum.
İşte bu nahoş olay yüzünden hiç bir şey yapmak istemedim.

Have an amazing weekend everyone!
I have not been publishing a new post for a week or so, I'm sorry about lacking on blog but I had a heart-breaking week which was caused by the death of my Guinea Pig, Findik. They were two, as you may know from the previous post that I introduced them to you, and the other boy of mine remains. I hold him anytime I feel like he's being alone due to Findik's death so... I felt worse than ever when I saw him laying there dead, cried for hours and wanted to do nothing except of holding my survived one.



Ama hayat devam ediyor tabi ki, o yüzden bloğa Mac'in kaş maskarasıyla dönmüş bulunuyorum. Çok ününü duyup son 2-3 aydır merak etmeye başladığım bu ürün bana sevgili kuzenimden doğum günü hediyesi olarak geldi. Doğum günümde her yıl bir post yazardım güne dair ama bu sene Fındık'ın ölümü tam da doğum günü akşamıma denk geldiği için o da arada kaynamış oldu.
Her neyse, velhasıl kelam doğum günü hediyelerimden biri olması beni cidden sevindirdi çünkü bir türlü bir kaş maskarasına 60 lira veresim gelmiyordu.

But life will go on and I'm back with the review of Mac Brow Set which I've been wondering about for 2-3 months. My cousing got this for me as a birthday gift so I could be able to test it.



Kaşlarım hiç gür değil ve çok uzamıyorlar. O yüzden hiç bir zaman "kaşlarım yerinde dursun gün içinde oraya buraya dağılmasın" şeklinde bir ihtiyacım olmadı. Bu ürünü sadece merakımdan denemek istemiştim ve denediğim anda neden ihtiyaç duymadığımı ve almayı sürekli ertelediğimi anladım.

Bu arada, bendeki gördüğünüz gibi şeffaf ama renkli olanları da var. Tabi ki renk alternatifleri çok sınırlı ve bana göre hepsi çok koyu.

Klasik maskara gibi bir tüpte geliyor ve fırçası da aynı şekilde. İğrenç bir kokusu var, aşırı derecede rahatsız oluyorum ki ben ürün kokularından midesi bulanacak dereceye gelen bir insan değilimdir. Uhudan hallice bir kokusu var ve çok keskin.

I don't have very full brows so I have never felt any need of setting my eyebrows in a place but still I wanted to try. As soon as I tried, I realized why I didn't need this at all again.

It smells awful, so harsh and disturbing. It has colors but mine is clear and alternatives are so limited.



Yukarıdaki üçlüde ilk fotoğraf tamamen doğal kaşlarım, ikincisinde her zamanki doldurma şeklimle doldurmuş halim (Mac Omega) ve sonuncusu da Brow Set uygulanmış hali.
Brow Set uygulamadan önce kaşlarım daha gür ve doğal duruyorken onu sürdükten sonra hem genişlik olarak inceldi hem de görüntü yapaylaştı.
Üstüne üstlük aradaki boşluklar daha belirginleşti çünkü kaş kıllarını birbirine yapıştıyor en sade haliyle açıklamak gerekirse.
Bırakın bu ürüne 60 lira vermeyi, Mac'ten uzun zamandır bu kadar pişman olduğum bir ürün olduğunu hatırlamıyorum bile.
Çok gür kaşlarınız varsa dahi oldukça yapay bir katman oluşturuyor, evet gür kaşlı insanların kaş görüntülerine de baktım. Kesinlikle gereksiz hatta makyajı bozan bir ürün olduğuna inanıyorum.
Hediye olmasaydı ve kendi paramla almış olsaydım ciddi anlamda üzülürdüm.
Büyük ihtimalle bir daha kullanmayacağım, ihtiyacı olan birine vereceğim çevremden (teatral makyajlarda kaşları kapatmak için önce prit gibi bir uhu sürülür ya, o aşama için, yoksa kimsenin günlük makyajı için bu ürünü verip ona kötülük yapmam.)

Herkese tekrar rahat ve huzurlu bir cumartesi diliyorum.


The above photo contains 1-natural eyebrows of mine 2-classic eyebrow filling routine added (Mac Omega) 3-Brow Set added.
Before applying Brow Set, my eyebrows were looking much more natural and fuller. When I applied it, it sticked all the hairs of my eyebrow  together and this decreased the width and fullness of my eyebrow. 
Moreover, it looks so fake and sticky to look at, just like you put glue on your eyebrows. 
This was the by far worst choice of mine from Mac. It ruins all the completed look.
If you have fuller eyebrows, I still think that it'll not look so flattering cuz I just checked the fuller eyebrow application photos and it didn't changed my mind, still awful. I don't think that I'll use it ever again.

xx

1 Eylül 2014 Pazartesi

Bu Yaz Neler Kullandım?: 2014 Yaz Sonu Kozmetik Derlemesi//The Products That I Used in Summer 2014


Eylülün ilk gününden herkese merhabalar!
Yazı noktalayıp sonbahara başladığımız bugünde, yaz dönemi boyunca sürekli kullandığım ürünleri topluca paylaştığım bir post yazmak istedim.
Bu yazıda temizlik ve bakım rutini ürünleri olmayacak, sadece kozmetik.

*Bahsettiğim tüm ürünlerin detaylı incelemeleri ayrı ayrı bloğumda mevcut, sol üstteki arama çubuğuna ürünün ismini yazmanız yeterli.*

Buyrun, başlayalım!

Salutes to everyone on the first day of September!
I'd like to share the products that I've continously used in summer 2014, enjoy!


Yazın herkesin yaptığı gibi, ben de çok daha hafif ve minimal makyajlar yapıyorum. Hatta bu yaz, sıfır makyajla dışarı çıktığım günler geçen yazlara göre çok daha fazla oldu. Yüzümde fazlalık yapacak hiç bir şey istemedim açıkçası.

I used minimum amount of product within the past 3 months and I had much more no-make up times than the past summers.


En önemli ve vazgeçilmez ürünümle başlıyorum tabi ki; o da güneş kremi. Bana çok fazla bu konuda soru mailleri geliyor ve herkesi blogdaki tek güneş kremi inceleme yazıma yönlendiriyorum çünkü yıllardır hiç değiştirmeden La Roche-Posay Anthelios XL 50+ kullanıyorum yüzüm için. Aşırı derecede memnunum, bu yaz da rutinim değişmedi bu konuda.

I've been using La Roche-Posay Anthelios XL 50+ for ages and I'm super pleasant about this sun screen so I kept on using it.


Bildiğiniz üzere benim taptığım fondöten Nars Sheer Glow, yüzüncü şişeyi almak üzereyim resmen. Ama yazın kesinlikle bana çok fazla geliyor.
BB kremler ve görüşlerimdeki değişimlerle ilgili bir yazı yazmıştım Pure Beauty'nin bu ürününün incelemesinde, orada da belirttiğim gibi BB krem algımı değiştiren ve tüm yaz her makyajımda kullandığım ten grubu ürünü budur.

My holy addiction Nars Sheer Glow is a bit too heavy for me for the summer time so I used this Pure Beauty BB Cream all the time. It's pretty amazing.


Yine yaz sezonu değişimlerinden biri olan Rimmel Wake Me Up kapatıcı, tüm yaz hiç durmadan kullandığım kapatıcım oldu. Başka hiç bir şeye elim gitmedi çünkü yapısı çok hafif ama kapatıcılığı da benim göz altlarım için oldukça yeterli. Bu kapatıcıya bayıldığımı bilen biliyordur inceleme yazımdan.

Rimmel Wake Me Up Concealer was my go to concealer for the whole summertime, I really really really love this light-but-effective product.


Baz tercihim yıllardır değişmediği gibi bu yaz da değişmedi, tabi ki Mac Painterly Paint Pot.

A classic base of mine has not changed; Mac Painterly Paint Pot.





Yazın kullandığım farların çoğu bu iki palettendi, o yüzden ayrım yapmayıp ikisini de listeye koydum: Lorac Pro ve Urban Decay Naked 3.

The huge portion of the eyeshadow consumption of mine was from these two palettes in summer: Lorac Pro and Urban Decay Naked 3.


Yaz kış değişmeyen jel eyeliner'ım Mac Blacktrack bu yaz da başroldeydi zira kuyruklu eyeliner olmadan yapacağım bir makyaj benim için hayal bile edilemez.

Mac Blacktrack is performing the lead role of the game as always cuz I can never imagine a look without winged eyeliner.


Tabi ki smokey/dağınık/buğulu göz makyajlarım için kopkoyu bir kahverengi olan Mac Coffee bu yaz sıkça kullandığım bir ürün oldu ki genelde göz kalemlerine pek elim gitmez.

For the smokey eye looks, I used Mac Coffee which is pretty surprising cuz I generally don't use pencil eyeliners.


Rimelimi de değiştirmedim tahmin edebileceğiniz üzere, Mac Haute&Naughty Too Black Lash aynen devam.

I did not change my mascara routine so Mac Haute&Naughty Too Black Lash keeps the fame on.




Kontur ürünüm de demirbaşlar kategorisinde olduğu için değişmedi bu yaz da; NYX Taupe.
Allık olarak daha doğal olduğu için krem allıklara ağırlık verdim ve tabi ki tercihim çokça övgümü alan Maybelline Master Glaze 50 numara oldu.
Toz allık kullanmak istediğimdeyse, 3 yada 4 yıl önce çıkan Mac koleksiyonundan aldığım bu devasa mordan pembeye ombre allığı tercih ettim çünkü kışın elim pek gitmiyor ve çok büyük o yüzden kullanıp azaltmak istedim.

Contour product of mine has not changed, still NYX Taupe.
As blush, I gravitated towards cream blushes and I really enjoyed using Maybeline Master Glaze in no. 50, it gives a natural healthy look to your face.
When I want to use powder blush, I used Mac's giant ombre blush from the collection which was released 3 or 4 years ago.


Aydınlatıcım da en en en sevdiğim aydınlatıcı olan Mac Lightscapade idi bu yaz, genellikle ıslak uyguladım ve daha belirgin bir parlaklık elde ettim elmacık kemiklerimin üst kısmında. Zaten ne kadar çok kullandığımı bombesinin yok olmasından anlayabilirsiniz.

My highlighter of the summer was Mac Lightscapade which is my all time fav highlighter. I used wet most of the time to achieve more glowy finish.


Son olarak da, bu yaz sürekli kullandığım iki rujdan bahsedeyim: Nars Goodbye Emmanuelle ve Mac Viva Glam Nicki Minaj. İkisi de oldukça neon, parlak pembeler.

Lastly, my summertime lipsticks of 2014: Nars Goodbye Emmanuelle and Mac Viva Glam Nicki Minaj.

Siz bu yaz hangi ürünleri kullandınız? İçlerinde benimkilerle aynı olanlar var mı?

xx

26 Ağustos 2014 Salı

Ailemizin Yeni Üyeleri: Bisküvi&Fındık ve Guinea Piglerle İlgili Bilgiler // New Guinea Pigs!


Merhabalar!
1 haftadır tatlı bi telaşım var. Eğer Instagram'dan beni takip ediyorsanız biliyorsunuzdur zaten; uzun zamandır istediğim Guinea Pigleri aldım! İlk günden beri sürekli sorular geliyor, merak eden çok kişi oldu. O yüzden zevkle bir yazı yazmaya karar verdim.
Fotoğraflara bakarken "Seni yeriiiiiiiiiiiiiiim!" nidalarıyla 15-20 sn ara veriyorum bakalım ne zaman bitecek bu post hahah



Tanıştırayım: Yakışıklılarım Bisküvi ve Fındık!

Bilmeyenleriniz için; Cavia (guinea pig), dünyanın en en en tatlı hayvan türlernden biri. İsmindeki pig sizi yanıltmasın: Domuzlarla hiç bir akrabalıkları yok.


Son 2 aydır neredeyse her gün Cavialar hakkında araştırma yapıp videolarını izliyordum, gerçekten delirmiştim. Ama ev şu an beslemek için pek uygun değildi, gerçi hala değil, çünkü bu hayvanlar oldukça büyük yerlerde(neredeyse odanın yarısını onlara ayırmak gibi bir boyut) yaşamayı seviyorlar.
Ama tabi bu kadar kafaya takmışken dayanamadık, aldık.
Neden iki tane aldığımı söyleyeyim en baştan; Cavialar gruplar halinde yaşıyorlar doğada, o yüzden tek başına bir Cavia çok kolay depresyona girip hastalanabiliyor. En az iki, ideal olarak üç Cavia birden alınması tavsiye ediliyor.

Onları aldığımız an, eve giderken

İkisine de hemcins aldım çünkü anında hamile kalıp size yavrular müjdeleyebiliyor dişi Cavialar.
Fındıkla Bisküvi erkek, ve şu an tahmini 3 aylıklar. 1.5 aylıktan önce annelerinden ayırılmaması gerekiyor zaten.


Caviaların çokça türü var. Hollandalılar kısa tüylü ve daha çok büyük bir fare gibi dururken Perular ve Abyssinianlar uzun tüylü oluyor. Perular en uzun tüylü olanlar, bakımı haliyle daha zor. Amerikanlar vs. daha bir sürü safkan tür ve ara geçiş melez tür var. O yüzden internette bir sürü farklıymış gibi duran hayvan görürseniz şaşırmayın Cavia aratırken.


Üstte Fındık ennnn tatlı beybi haliyle poz veriyor, altta da Bisküvi kucağıma sere serpe uzanmış uyuyor.

Bisküvi de Fındık da Abyssinian. Farkları şu ki Fındık'ın annesi ve babası safkan Abyssinian iken Bisküvi'nin ya annesi ya da babası kıvırcık bir Cavia türüymüş. Bisküvi daha ağır ve büyük, kulakları da Fındık'tan daha değişik.

Ben hem tavşan hem de hamster beslemiş biri olarak, illa birine benzeteceksem, kesinlikle tavşana benzetiyorum onları. Sincaba da benzeyen yönleri var tabi, ama memeli kemirgen ailesinden oldukları için hepsinde birbirine benzeyen özellikler oluyor.

Cavialar muhteşem derecede insan canlısı ve sosyal hayvanlar olarak biliniyor, bu yüzden çocuklar için en uygun evcil hayvan oldukları söyleniyor.


Çoğu zaman gözleri açık uyuyorlar ama çok güvende ve sakin hissederlerse bir müddet gözlerini kapalı da uyuyabiliyorlar.

Çok çok çok korkaklar; kafesin yanından geçerken adım sesinize bile çıldırıp köşelere sokuluyorlar. Ama sürekli konuşup sesinizi onlara alıştrırsanız, sizin sahipleri olduğunuzu algılayacak ve daha az korkacaktır.

Fazlaca ilgilenmeniz gerekiyor, kucağınıza alıp durmadan konuşmazsanız huzursuz oluyorlar. Gününüzü falan anlatın diyor çoğu kişi, yani yumuşak bir sesle sürerli bir konuşma olmalı.


Cavialar vejeteryan oldukları için yeşil sebzeler, havuç, erik, maydanoz, elma ve yeşil biber diyetlerinin temelini oluşturuyor. Guinea Piglerin yemek tablosunu isterseniz internette bulabilirsiniz.
Yemelerinin zararlı olduğu şeyler konusunda çok dikkatli olunması gerekiyor, aşırı hassas bünyeleri var.





Bir de çıkardıkları sesler ve anlamları mevzusu var. Oldukça karışık bir konu aslında. Ama genelde severken voink voink tarzı kısık bir ses çıkarıyorlar. Korktuklarında da grrr gibi bir sesle beraber titriyorlar. Şimdilik kendi hayvanlarımdaki gözlemlerim bunlardı daha doğrusu.

Yıkanmaları pek önerilmiyor ama uzun tüylü türler ayda bir de olsa hafifçe suyla ıslatılıp Guinea Pig şampuanıyla yıkanabiliyor. Şampuanın siparişini de bugün yarın vereceğim.

Kafes konusuysa derya deniz bir mesele. Çok fazla şey okudum bu konuda ve bir çok farklı türde uygulamayla ilgili fikirler edindim. Bisküvi ve Fındık bana biraz daha alıştığında onları hayata geçireceğim ama merak edenlere faydalı sitelerin linklerini yolluyorum, soran baya kişi oldu çünkü.

Son olarak, çok huzur verici ve dinlendiriciler. Amerika'da terapatik hayvan olarak da adlandırıyormuş bazı psikologlar, gerçekten öyle, terapi gibiler.

Cavialar 5-7 sene arası yaşayabiliyor.

Sizin de Cavianız varsa ya da almayı düşünüyorsanız lütfen benimle paylaşın!

xx

20 Ağustos 2014 Çarşamba

China Glaze "Turned Up Turquoise(Neon)" İncelemesi//Review: China Glaze "Turned Up Torquoise(Neon)


Merhabalar;
Önceki postumda Sun Worshiper isimli muhteşem neon turuncu-sarı China Glaze ojeden bahsetmiştim ve o ikilinin içindeki diğer ojeyi de inceleyeceğim belirtmiştim. Kendileri Turned Up Turquoise!

Hey everyone;
I had mentioned on my Sun Worshiper review post that I was gonna write a review about this color too, which is Turned Up Turquoise!





Adından da anlaşılacağı üzere, neon bir turkuaz renginde. Yalnız, fotoğraflarda biraz açık mavimsi çıkmış, normalde daha koyu bir turkuaz. Yeşilliğini görebiliyorsunuz yani, sadece mavide kalmıyor.

As expected, it's in a neon turquoise color but it looks so washed out on the photos-kinda like light baby blue. In real life, it's much darker and greener.





Bu ikilideki diğer ojede şaşırdığım durum bu ojede de mevcut: Hem neon hem mat bitişli. Bu yüzden çok çabuk kuruyor ve sürerken hızlı hareket etmeniz gerekiyor. Biraz elinizi ağır tutarsanız fırça dalgalanmaya yol açıyor. 
Ama tabi ki bunların hiç biri bu kadar canlı bir turkuazın harikalığını etkilemiyor. Gerçekten harika, durup durup tekrar bu ojeye dönüyorum son zamanlarda.
Yalnız belirtmeden edemeyeceğim: Çok kalıcı değil. Uçlardan başlıyor hemen çıkmaya.

It's the same shock for me again: it has a matte finish but the color is neon. That's why it dries so fast. You gotta be quick on application otherwise it messet itself up.
Obviously, these are not bigger than the color's beauty. Amazing amazing and amazing color. I keep turning to this color lately.
Before I leave: It chipped in a really short time so...One more con of the polish.

xx